Başkentte Sis Yoğun: Görünenle Gerçek Arasında Ankara Başkentte son dönemde göz gözü görmüyor. Ankara dumanlıydı; şimdi puslu, dumanlı ve sisli.
Başkentte Sis Yoğun: Görünenle Gerçek Arasında Ankara
Başkentte son dönemde göz gözü görmüyor.
Ankara dumanlıydı; şimdi puslu, dumanlı ve sisli.
Gündeme özellikle son haftalarda belli başlıklar taşınmak isteniyor. Bunların en başında da “valiler kararnamesi” geliyor. Kulislerde dolaşan listeler, fısıltıyla servis edilen isimler, karşılıklı sızdırmalar…
Ancak görünen tabloyla gerçekte yaşananlar arasında ciddi bir fark var.
Ankara’da şu sıralar bir “liste savaşı” yaşanıyor ama bu savaşın asıl hedefi atamalar değil. Farklı odakların, kendi çevrelerini tahkim etmek için karşı tarafı yıpratma çabası bu. İsimleri tartışılır hale getirerek alan daraltmak, zihinleri meşgul etmek ve esas gündemi perdelemek…
Bu nedenle dolaşan listelerin neredeyse tamamı bilinçli biçimde eksik, hatalı ya da yönlendirici. Amaç, sonucu değil süreci yönetmek.
Oysa açık konuşmak gerekirse bu başlığın bir aciliyeti yok.
Türkiye’nin önünde bundan çok daha ağır, çok daha stratejik meseleler var.
Ankara’nın derin koridorlarında konuşulan asıl konu; bölgesel sıkışma. Ege’de sessiz ama kararlı bir askeri tahkimat, Doğu Akdeniz’de örtülü ittifaklar ve Türkiye’nin etrafında daralan bir çember… Bunlar artık çok daha yüksek sesle konuşuluyor ve dikkatle izleniyor.
İçeride ise başka bir tablo var. Kurumlar arası denge hassas, bürokrasi tedirgin, siyaset temkinli. Herkes pozisyon alıyor ama kimse erken görünmek istemiyor. Çünkü sis dağılmadan atılan her adım, yanlış bir istikamete çıkabilir.
Bu ortamda bazı gelişmeler özellikle öne çıkarılıyor.
Düşürülen bir insansız hava aracının, bağlamı ve gerçek etkisi tartışılmadan, medyada olduğundan çok daha büyük bir mesele haline getirilmesi…
Yunanistan ve İsrail’in toplamda birkaç bin kişiyi dahi bulmayan askerî hamlelerinin, sanki Türkiye’ye karşı çok büyük bir güç gösterisiymiş gibi iç medyada geniş yer bulması ve yüksek sesle değerlendirilmesi…
Benzer şekilde, Diyarbakır’da yapılan “Apo’ya özgürlük” çağrılarının gündemin merkezine taşınması da dikkat çekici. Oysa ben Apo’nun bugün böyle bir talebi olduğunu sanmıyorum. Buna rağmen bu başlığın özellikle parlatılması, meseleye olduğundan fazla anlam yüklenmesi, kamuoyunun başka alanlardan uzaklaştırılması sonucunu doğuruyor.
Tüm bunların yanı sıra, yeni Külliye semalarında çok daha derin bir hesap trafiği yaşanıyor. Ankara’da artık yüksek sesle konuşulan konulardan biri de bu.
İşin merkezinde; iki damat, bir evlat ve Hakan Fidan’dan oluşan dört ayrı odak bulunuyor. Bu yapıların, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan sonraki döneme dair hesaplarını karşılıklı hamleleri kollayarak yapmaya başladıkları görülüyor.
Herkes, Erdoğan sonrası dönemde etkinliği azalması muhtemel kurumlarda dahi ağırlığını korumanın yollarını arıyor. Bu nedenle farklı güç odakları aynı anda bastırıyor.
Bu tabloda; İlim Yayma Cemiyeti, Birlik Vakfı, Menzil grubu, FETÖ’nün görünmeyen ya da görünmek istemeyen kanatları vs..vs.. konuşuluyor. Ancak bir de çok daha az dillendirilen, devletin derin hafızasında yer alan yapılar var.
Yüzyıllardır var olan, zaman zaman geri çekilen ama kritik eşiklerde yeniden ortaya çıkan akil adamlar, aksakallılar ve manevi dirilişi başlatan kadim çevreler…
Bugün Ankara’da bu yapıların da yeniden sahneyi dikkatle izlediği ve süreci tarttığı ifade ediliyor.
Tam da bu noktada, Ankara’da sadece siyasi değil, manevi okumalar da konuşulmaya başlandı. Sessizce…
Eyüp Sultan’da, yıllardır bilinen o kadim çınar… Ona sarılmış, gövdesiyle bütünleşmiş bir sarmaşığın kısa süre önce çınardan ayrılıp yere düşmesi, bu okumaların merkezinde yer alıyor.
Bunu bilenler bilir; bu tür işaretler tesadüf olarak görülmez. O sarmaşık, yükü ve gölgeyi temsil eder. Çınarın ayakta kalması, sarmaşığın ayrılması ise arınma ve yeniden doğrulma olarak yorumlanır. Bu nedenle son dönemde tevazu içinde gerçek vatansever manevi kadro diye tarif edilen çevrelerin ciddi bir hareketlilik içinde olduğu konuşuluyor.
Bu hareketlilik bir acele hali değil; aksine sakin, sabırlı ve derinlikli. Daha çok izleyen, not alan ve zamanı kollayan bir duruş…
Ekonomi elbette herkesin gündeminde. Ama bu ülke daha önce de ağır ekonomik fırtınalar yaşadı. Yazar kasaların havada uçuştuğu günleri de gördü, gecelik faizlerin akıl dışı seviyelere çıktığı dönemleri de… Her seferinde ayağa kalktı.
Bugün yaşanan sıkışma daha derin olabilir.
Ama bu kez hissedilen şey farklı.
Bu kez sadece bir toparlanma beklentisi yok.
Bu kez kökten bir dönüşüm ihtimali konuşuluyor.
Başkentte sis yoğun olabilir.
Ama bazıları, sisin içinden gelen yönü çoktan fark etmiş durumda.
Ve Ankara’da herkes bilir:
Sisin ne zaman dağılacağını en çok bilenler, sessiz kalanlardır.