Dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiğini vurgulayan Arıkan, tehditlerin Türkiye ve bölge için her zamankinden daha yakın olduğuna işaret etti. İran üzerinden yürütülen küresel güç hesaplarına dikkat çeken Arıkan, hiçbir bölge ülkesinin emperyalizmin ve Siyonizm’in satranç tahtası olmayacağını belirterek, “Böl, parçala, yönet” siyasetinin yeniden devrede olduğunu söyledi. Konuşmasında ABD ve İsrail’in bölgedeki müdahalelerine sert tepki gösteren Arıkan, Türkiye’nin Kürecik ve İncirlik üsleri konusunda net adımlar atması gerektiğini ifade etti. Gazze’de yaşananlara da değinen Arıkan, insan hakları ve özgürlük söylemlerinin samimiyetle sınanacağı yerin Filistin olduğunu vurguladı.
Arıkan şunları söyledi;
“İRAN’DA YAŞANANLARA KARŞI SUSKUN KALANLARDA, ALKIŞLAYANLARDA BİLSİN Kİ, YARIN SIRADAKİ HEDEF KENDİLERİDİR!”
“Geçen hafta bu kürsüden, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun karga-tulumba kaçırılmasına değinirken, dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiğini, ülkemiz ve bölgemiz açısından tehdit ve tehlikenin hiç olmadığı kadar yakın olduğunu söylemiştim. Evet! Tehdit giderek yaklaşıyor! Komşumuz İran, ABD–Çin-Rusya rekabetinin, küresel güç hesaplarının kurbanı yapılmak isteniyor. Hiçbir bölge ülkesi, emperyalizmin ve Siyonizm’in satranç tahtası değildir, OLMAYACAKTIR! Bugün İran’da sahnelenmek istenen senaryoyu, biz çok iyi tanıyoruz. Bu filmi halkların, haklı taleplerinin istismar edildiği Arap Baharı sürecinde de izledik; önce ekonomik sıkıntılar kaşınır, sonra meşru talepler provoke edilir, ardından sokaklar karıştırılır, en sonunda da ülkeler kaosa sürüklenir. ABD ve İsrail, İran halkının yaşadığı ekonomik sorunları bahane ederek, barışçıl talepleri, dış müdahalelerle terörizme ve vandallığa dönüştürmek istemektedir. Teopolitik hedefler uğruna, “Büyük Ortadoğu Projesi” ambalajına sarılmış sözde Arz-ı Mevud hayalini, hayata geçirmek isteyen Siyonist rejim, bugün İran üzerinden bölgeyi yeniden ateşe atmayı hedeflemektedir. Biz Saadet Partisi olarak yıllardır uyarıyoruz: Bu, Büyük İsrail Projesi’dir! Ve bu projeye, bütün bölge ülkeleri birlikte karşı durmak zorundadır. Unutulmasın: Böl, parçala, yönet siyaseti; bugün yeniden devrededir. Bugün İran’da yaşananlara karşı suskun kalanlarda, alkışlayanlarda bilsin ki, yarın sıradaki hedef kendileridir! Bugün Türkiye’de iktidarın yapması gereken çok nettir: NATO kisvesi altında İsrail’in güvenliğine hizmet eden Kürecik Radar Üssü derhal kapatılmalıdır! Bölgemize kan ve gözyaşı taşıyan İncirlik Üssü üzerindeki egemenlik derhal tesis edilmelidir! Açık söylüyorum bunlar yapılarak: İsrail’in gözü kör edilmelidir! İran’a rejim ihraç etmeye kalkışanlar, lider dayatmaya çalışanlar, özgürlük, insan hakları ve demokrasi söylemiyle yeni müdahaleler planlayanlar şunu iyi bilsin: Yaşananlar İran’ın iç işleridir. İran halkı ve devleti, kendi geleceğini tayin edecek iradeye, ferasete ve tarihsel tecrübeye sahiptir. Ha siz illa insan haklarını savunmak mı istiyorsunuz? Dönüp yerle bir ettiğiniz Gazze’ye bakın! Gazze’de, ateşkesten bu yana, 3 aydır, 100’ün üzerinde çocuk katledildi. Bunu ben söylemiyorum, UNICEF söylüyor! Siz özgürlük diyorsanız, önce Filistin’i özgürleştirelim. Siz diktatör arıyorsanız, önce Katil Netanyahu’ya bir bakın, Siyonist rejimine bakın!”
“SAKIN ABD’NİN TEHDİTLERİNE BOYUN EĞMEYİN!”
“ABD Başkanı Trump, İran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’nin kiminle ticaret yapıp yapmayacağına Amerika karar veremez! Bu ülke, emperyalizme karşı verilen şanlı bir bağımsızlık mücadelesiyle kurulmuştur. Bu ülke ne sizin sömürgenizdir, ne de sizden talimat alacak bir ülkedir! İran, Türkiye’nin enerji güvenliği açısından stratejik ve vazgeçilmez bir komşusudur. Bunu okyanus ötesinden tehditlerle siz değiştiremezsiniz! Sizin ülkeniz, hatta kıtanız bile henüz keşfedilmemişken, bu iki kadim devlet arasında ticaret vardı! Türkiye, kendi çıkarları doğrultusunda, komşularıyla, bölge ülkeleriyle ve dostlarıyla ticaret yapmaya devam etmelidir. Hiç olmadığı kadar güçlü ve kararlı bir şekilde ticaret yapmalıdır! Buradan iktidara bir kez daha çağrı yapıyoruz: Sakın ABD’nin tehditlerine boyun eğmeyin! Hiçbir tehdit, hiçbir yaptırım, hiçbir mazeret; Türkiye’nin şahsiyetli bir dış politika yapması gerektiği gerçeğini perdelememelidir. Yaklaşan büyük tehlike karşısında, çok dikkatli ve dirayetli olmak zorundayız. Türkiye’nin çıkarlarını korumak, her şeyin önündedir!”
"EMEKLİ MAAŞI YAŞLILIK AYLIĞI DEĞİLDİR”
“Dünyamız gibi, ülkemizde büyük bir kriz içerisinde. Hiç şüphesiz en büyük kriz ekonomide! Emeklilerimiz bu krizin tam ortasında; hayatta kalmanın mücadelesini veriyor. Verilen maaş bırakın insanca yaşamı, “evde aç oturmaya” bile yetmiyor. Niçin böyle söylüyorum? Çünkü artık kirasını ödeyemediği için “pansiyonlarda” yaşayan emeklilerimiz var. Geçtiğimiz hafta arkadaşlarımızla Ulus'taki bu pansiyonları ziyaret ettik. Burada emekli büyüklerimizle konuştuk. Söylenecek o kadar çok şey var ki! Hepsinin ellerinde onlarca yıl çalışmış olmaktan dolayı nasır, alınlarında ise helal yolla çalışıp çocuk büyütmüş olmanın gururu vardı. Fakat bu emekli büyüklerimiz başları eğik geziyor. Çünkü aldıkları emekli maaşları onları sıcak yuvalarından, torunlarından koparmış, izbe pansiyonlarda yaşamak mecburiyetinde bırakmış. Bizim pansiyonları ziyaretimiz esnasında emekli maaşına yapılacak zam görüşülüyordu. Ekonomi Bakanı çalışma yaptı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı açıklamalarda bulundu, Cumhurbaşkanı devreye girdi, ve zam açıklandı! Ne kadar? 1062 TL! Allah’tan korkun…
Bu zamla güya emeklimiz rahat bir nefes alacakmış. Açıklanan zam Mehmet Şimşek'in deyimiyle söylüyorum. “ÇEREZ PARASI BİLE” değil. Yapmayı düşündükleri zam neye karşılık geliyor merak ettik; İktidarın işlettiği “Tarım Kredi Marketinden” çerez aldık. İşte arkadaşlar! Emeklimize müjde diye verilen zamla alınabilen bir günlük çerez işte bu kadar! Sayın Cumhurbaşkanının sağlık için tavsiye ettiği, Manda yoğurdu, hurma, kestane balından değil, Bildiğiniz bir avuç çerezden bahsediyoruz. Kamudaki makam aracı saltanatı için ne demişti Sayın Şimşek: “çerez parası bile değil.” demişti İşte bu, emeklinin çerezi, Buda iktidarın çerezden anladığı! Ben bu fotoğrafı; Vatandaşından bu kadar uzaklaşan iktidarı; MİLLETİMİZİN VİCDANINA HAVALE EDİYORUM. ALLAH BU İKTİDARA VİCDAN-MERHAMET VERSİN!”
İktidar, 24 yıldan beri elini attığı her şeyde olduğu gibi emeklilik sistemini de yap-boz tahtasına çevirdi. Yapılan son değişikliklerle; emeklilerimiz YAŞLILIK AYLIĞINA mahkûm edilmiştir. Halbuki, Emeklilik bir sistemin adıdır. Emeklilik insan hakkıdır. Eli ayağı tutarken çalışıp, primlerini ödeyip, belli yaşa geldikten sonra o sistemdeki birikimlerini alma hakkıdır. Öyle görünüyor ki, iktidar emekli maaşını 65 yaş aylığı ile karıştırıyor. İktidara bir kez daha sesleniyorum: EMEKLİ MAAŞI, YAŞLILIK AYLIĞI DEĞİLDİR. Gelin bu yanlıştan dönün. “Emekliler” yılı ilan ederek bu ülkenin emektarları ile helalleşemezsiniz. Helallik; haktan hukuktan geçer.”
“BU TAKSİMİ KİMDEN ÖĞRENDİNİZ?”
“Mesnevi'de geçen meşhur bir hikayedir. Aslan; birlikte avladıkları keçi, ceylan ve tavşanı; tilkiden taksim etmesini ister. Zavallı tilki kendince adaleti gözeterek, ceylanı aslana, keçiyi kurda, tavşanı ise kendine alır. Fakat aslan bu taksimatı beğenmez ve bir pençeyle tilkiyi yere serer… Aslan bu sefer kurda döner, taksimatı sen yap der; Kurt, “Efendim tavşan kahvaltınız, keçi öğle yemeğiniz, ceylan da akşam yemeğiniz” der ve kendisini aç bırakır. Keyiflenen aslan, bu taksimi nereden öğrendin diye sorunca; Kurt, yerde cansız yatan tilkiyi göstererek, “ondan öğrendim” cevabını verir… Şimdi; vatandaşın cebindeki on kuruşun o ikisini faize, o ikisini vergiye, o ikisini enflasyona, o ikisini ihale sahiplerine verip bu necip milleti açlığa, yoksulluğa mahkûm eden iktidara soruyoruz; Siz bu vicdansız ve adaletsiz taksimi NEREDEN ÖĞRENDİNİZ? Zengine dokuz pul, yoksula bir pul zulmünü NEREDEN ÖĞRENDİNİZ? Biz size yıllardır Londra'yı, Washington'u Paris'i BIRAKIN; çarşıya, pazara, markete BAKIN diyoruz ya! Neden biliyor musunuz? Çünkü siz bu vicdansız taksimi Washington’da faiz yöneten, Londra’da kredi notu veren, Paris’te ıstakoz yiyen ELİTLERİN LOBİSİNDEN ÖĞRENDİNİZ. Öyle görünüyor ki; İKTİDAR YOKSULLUKLA MÜCADELE EDEMEYİNCE MİLLETİ YOKSULLUĞA İKNA ETMEYE ÇALIŞIYOR.”
KİRA ENFLASYONU
“Öyle bir taksim var ki; Kira konut enflasyonunda dünya 1'incisi olan bir ülkede verilen üç kuruşla emeklimiz pansiyonlara mahkûm edildi. Sadece; Kira Konut Enflasyonunda mı bunlar oldu? Hayır! Türkiye aynı zamanda dünyada ev almanın en zor olduğu ülke konumuna geldi. Bu tablo bize şunu gösteriyor, Türkiye'de ev almak hayal oldu. Ama iktidar bu şekilde devam ederse yakında kiraya çıkmak da hayal olacak.”
KIRMIZI ET ENFLASYONU
“Hadi bir şekilde insanımız başardı, kiraya çıktı. Bu kezde, mutfakta et pişmesi hayal olacak! Biz, Tarım ve hayvancılık cenneti olması gereken bir ülkede yaşıyoruz. Çok uzağa gitmeyelim, coğrafyamızdan, komşularımızdan size örnek vereyim. Bir kilogram dana etinin ortalama fiyatı Gürcistan’da 382 TL, Bulgaristan’da 503 TL, Suriye’de 363 TL, Irak’ta 529 TL, İran’da 413 TL ve Ermenistan’da 511 TL. Türkiye’de ne kadar? 865 TL. Aralık 2025’te, etin kilosu ilk kez 20 doları aştı. Değerli arkadaşlar, bu; dünyadaki ortalama et fiyatlarının yaklaşık üç katı. Düşünün! Emekliye açıklanan 1062 TL zamla, 1 buçuk kilo et bile alamıyorsunuz… Tarımı bitirirsen, hayvancılığı bitirirsen olacağı bu işte, insanlarımızı dünyanın en pahalı etine bakmak zorunda bıraktınız! Değerli arkadaşlar, bu ülkede kırmızı et sorunu yok! Kırmızı eti vatandaşına lüks gören BİR İKTİDAR SORUNU VAR. Çocukların kursağından geçecek bir lokma etten bile Yandaşına kazandırma derdine düşen ÇÜRÜK BİR ZİHNİYET SORUNU VAR.”
YERLİ ÜRETİCİYİ KORUMAK MI, YANDAŞI ZENGİN ETMEK Mİ?
“İktidar diyor ki, “proteini etten almayın”. Tamam! Biz de proteini başka şeyden alalım, mesela kırmızı mercimekten alalım. Malumunuz kırmızı mercimek protein açısından oldukça zengin ve sağlıklı bir besindir. Bakınız • bu elimde görmüş olduğunuz kırmızı mercimek; YERLİ ÜRETİM, FİYATI 75 TL, Bu elimde görmüş olduğunuz kırmızı mercimek de, KANADA’DAN İTHAL EDİLMİŞ. FİYATI 45 TL. İkisi de aynı market, aynı marka, aynı gramaj! İçindeki protein ve lif oranı bile aynı! Toronto’dan gelen 45 lira! Konya’dan gelen 75 lira! Şimdi soruyorum, sizin için mercimek yerli ve milli değil mi? Bu mercimeği üretenler de bizim çiftçimiz değil mi? Öyle görünüyor ki, İktidar için KIRMIZI mercimeğin yerli ve milliliği, doların YEŞİLİNİ görene kadarmış.”
İKTİDARIN SON KULLANMA TARİHİ GEÇMİŞTİR
“Tüm bu kötü ekonomi yönetimi ve yüksek enflasyondan sonra ne oldu biliyor musunuz? İstanbul’da ve 3 büyük şehirde son kullanma tarihi geçmek üzere olan ürünlerin satıldığı bir market zinciri açıldı. Zincir marketlerdeki stok dışı bırakılan ürünler burada satılıyor. Bozulmaya yüz tutmuş sebze ve meyveler, bayatlamaya ramak kalmış ekmekler satılıyor. Ve bu marketlerin önünde kuyruklar var… En fazla rağbet edenler kim peki? EMEKLİLER VE GENÇLER. Bu market, israfın önlenmesi açısından önemli bir girişimken, Türkiye’nin gerçek durumunu anlatmak için yeterli bir değişimdir. Değerli arkadaşlar esas gerçek şudur; Halkını son kullanma tarihi geçmiş ürünlere mahkûm eden BİR İKTİDARIN SON KULLANMA TARİHİ ÇOKTAN GEÇMİŞTİR.”
EN ÇOK İŞE ALIM YAPILAN MESLEKLER
“Bu tablo, sadece ekonomik durumu değil, nasıl bir Türkiye’ye sürüklendiğimizi de gözler önüne seriyor. Size çarpıcı bir rakam vermek istiyorum. Bu rakamlar; Son kullanma tarihi geçmiş bu düzenin iş gücüne, mesleklere ve gençliğin geleceğine nasıl yansıdığını net bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 yılında en çok işe alım yapan meslekler belli oldu. Liste şu şekilde, Özel güvenlik görevlisi: 76.689, Turizm otelcilik çalışanı: 75.473, Reyon görevlisi: 52.439, Güvenlik görevlisi: 40.521, Market çalışanı: 36.610, Garson: 37.852 Öncelikle; bu sektörlerde çalışan kardeşlerimi, gücendirmek gibi bir niyetim asla yok. Bütün meslekler başımızın tacıdır. Her emek, her alın teri bizim için kıymetlidir. Ama bu tabloya bir bakın! Tamamı hizmet sektörleri. Üreten, yeni bir şeyler ortaya koyan, dünyaya yön veren insanlarımız, gençlerimiz giderek azalıyor… Türkiye her alanda üreten, kendine yeten bir ülke olma vasfını kaybediyor… Bugün Türkiye’de korkunç bir beyin göçü var. Bu tabloyu başka bir tablo ile okumak zorundayız! Bakınız! En yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programları şunlar: • Moleküler Biyoloji ve Genetik %15 • İşletme Mühendisliği %10,8 • Elektronik Mühendisliği %9,6 • Matematik Mühendisliği %9,5 • Biyomühendislik %9,4 Yani, sağlık endüstrinde, ticarette, yüksek teknolojide En zeki en yetenekli gençlerimizi yurt dışına kaptıyoruz! Ayrıca biz biliyoruz ki; -Az önce saydığım- Garson kardeşlerimin, market çalışanı, reyon görevlisi kardeşlerimin İnşaatta vasıfsız eleman gibi çalışan kardeşlerimin birçoğu üniversite mezunu. İçlerinde; Mühendisler, biyologlar, öğretmenler var. Ancak, Üretimde olması gereken bu kardeşlerimiz İktidarın • yanlış eğitim, • yanlış istihdam • ve yandaş politikaları nedeniyle garsonluk yapmak, reyon dizmek zorunda kalıyorlar. İşte biz bu sebeple, 2,5 milyon istihdam öngördüğümüz Türkiye Kalkınma Planımızı hazırlamıştık.”
SESSİZ BİR SAVAŞ: UYUŞTURUCU
“Ekonomideki bu üretim ve istihdam kaybı, gençlerimizi sadece işsizlikle veya beyin göçüyle değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal boşlukla da karşı karşıya bırakıyor. Gençlerimiz, bu ekonomik buhranın yarattığı manevi çöküntünün içine itiliyor. Üretimden koparılan, emeği değersizleştirilen ve geleceğinden endişe eden her birey, özellikle gençlerimiz ne yazık ki bu çağın karanlık tuzaklarına daha açık hale geliyor. Evet! Sokaklarımızda sessiz bir savaş var! Ve bu savaşın, Mermisi uyuşturucu madde, cephesi sanal kumar, hedefi ise evlatlarımız! Görmezden gelinen her gün, bir gencimizi daha karanlığa uğurluyoruz. Geçtiğimiz hafta, sanal kumar illeti yüzünden iki gencimizi daha yitirdik. Bunlar sosyal medyaya yansıyanlardı… İçişleri Bakanlığının rakamlarına yansıyanlar ise çok daha vahim! 2023-2025 yılları arasında, 218 ton uyuşturucu madde, 248 milyon adet hap ele geçirilmiş. Bu rakamların büyüklüğünü size şöyle ifade edeyim: 248 Milyon adet hap demek, Türkiye’de her bir kişinin yaklaşık 3'er kez uyuşturucu kullanmasına yetecek miktar demektir. 248 Milyon adet hap demek, her mahallede ortalama 7.596 adet hap yakalanması, bu da bir mahalledeki genç nüfusun tamamını, birden fazla kez zehirleyebilecek bir stok demektir. Şimdi söyleyeceğime dikkat buyurunuz- Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin bir raporuna göre yakalanan miktar, genellikle piyasadaki toplam miktarın yaklaşık %10’u ila %20’si olduğu tahmin ediliyor. Yani bunlar medyaya yansıyanlar, rakamlara yansıyanlar… Yansımayanlar ise çok daha fazla…”
“MÜCADELE EDİYOR-(MUŞ) GİBİ!”
“Malumunuz, sürekli sahadayız. Türkiye’nin dört bir tarafında insanımızla buluşuyor, dertleşiyoruz. Bizler görüyor ve biliyoruz ki, daha; • Mahkeme salonlarında kumar ve uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle boşanmayı bekleyen sayısız çiftin dosyaları var. • Bağımlılık yüzünden hırsızlığa sürüklenen, suça sürüklenen ve sabıkalı hale gelen yüzbinlerce genç var. • Gittiğimiz her yerde, önümüzü kesip “evladımı kurtarın” diyen annelerin, babaların feryadı var. Bağımlılık ağına düşen insan sayısının 15 milyona ulaştığı bir dönemde yangını “kovayla” su taşıyarak söndüremezsiniz. Hele hele son dönemde, göstermelik gözaltılarıyla, ünlü isimlere, birtakım popüler mekanlara baskınlar yaparak uyuşturucuyla mücadele edilemez. Her sabah, canlı yayınlar eşliğinde gözaltına alınan ünlüler ile 218 ton madde, 248 milyon hap ve çok daha fazlası, dur-du-ru-la-maz! BAĞIMLILIKLA MÜCADELE BAKANLIĞI Bizim köklü, güçlü ve kurumsal bir devrime ihtiyacımız var. Bundan tam 7 ay önce, haziran ayında Yeni Yol Grubu olarak Bağımlılıkla mücadele ile ilgili çok profesyonel bir şekilde, muhatabıyla, uzmanıyla önemli bir çalışmaya imza attık. Meclise de dedik ki, gelin bu meseleyi, ciddiyetle ele alalım. Biz: 2023’ten bugüne; uyuşturucu, mafya ve sanal kumar hakkında 79 soru önergesi vermişiz, büyük çoğunluğu cevapsız bırakılmış. 6 adet araştırma önergesi vermişiz, Hepsi iktidar oylarıyla reddedilmiş, “gelin bu işi böyle çözelim” diye kanun teklifleri vermişiz fakat onlar da sonuçsuz kalmış. Bugün, yine bir kez daha bir araştırma önergesi vereceğiz. Onun da akıbetini dikkatle takip edeceğiz. Buradan bir kez daha sesleniyorum: • feryatları dindirmek, • dağılan yuvaları toplamak ve yarınlarımızı ipotek altından kurtarmak için; BAĞIMLILIKLA MÜCADELE BAKANLIĞI KURULMASINI teklif ediyoruz. Gelin, 2026 yılını da “Bağımlılıkla Topyekûn Mücadele Yılı” ilan edelim. Bu bakanlık çatısı altında her bir bağımlılık türüyle, uzmanlaşmış kadrolarla, birimlerle birlikte savaşalım. Evlatlarımızı sokak baronlarına, sanal kumar çetelerine ve ekran bağımlılığına teslim etmeyelim. Değerli arkadaşlar; Sözlerimi toparlıyorum. Işıltılı salonlarda, üç kuruş zam açıklayıp, emekliyi, genci, asgari ücretliyi çaresiz bırakan bu zihniyeti reddediyoruz. Biz salonlarda değil sokaktayız, • Bakan beyin 6 emekli maaşını, hesap diye ödediği tavacıda değil, asgarî ücretlinin fiyatlardan dolayı boynunu büktüğü pazardayız. • İnsanımızla arasına, korumalarla duvar örenlerden değil gençlerimizle, emeklilerimizle soğuk parklarda birlikte oturanlarız. Söz veriyoruz: 86 milyon insanımızın “Saadetini” mümkün kılacağız. Söz veriyoruz; 86 milyonluk Türkiye’yi, birkaç yüz kişilik lobilerden büyük kılacağız.”